ABDULLAH ÇÖRTÜ
Gerçekten mesleksiz bir toplum muyuz?Peki Neden?
“Türkiye’nin problemleri” konusunda
hepimiz çok farklı görüşler ileri sürebiliriz.Ancak “Türkiye’nin en
temel birkaç problemi nedir?” diye sorulduğunda mesleki eğitim
mutlaka bu birkaç problem içinde yer almalıdır. Nitekim ülkemizin
en büyük sanayi kuruluşlarına sahip olan Koç Grubu’nun “meslek lisesi,
memleket meselesi” sloganı uzun süre televizyonlarda yayımlandı.
Ben mesleksiz ve hazineden geçinmeli
bir toplum olduğumuz konusunu ilk defa Çetin Altan’ın yazılarında
okumuştum. Çetin Altan’a göre Türkiye’nin en büyük sorunu Türklerin
mesleksiz oluşlarıydı. Ülkemizin problemlerini anlatan birçok
teorik ve soyut yaklaşımlar arasında beni en fazla etkileyen ve maalesef
çok doğru bulduğum bu sözler olmuştu. Çünkü bazı problemler vardır
ki temel problemlerdir. Başka birçok problemi de ortaya çıkaran ve
fasit daire oluşturan problemlerdir. Çıkış yolu ancak bu temel problemi
ortadan kaldırmakla mümkündür.
Siyasi ve sosyal olarak birçok
problemin mesleksiz bir toplum olmamızdan kaynaklandığını düşünürken,
Ostim’de çalışmaya başladıktan sonra meselenin öneminin düşündüğümden
daha ciddi olduğunu gördüm. Üretilen malın kalitesi, ihracatta rekabet
üstünlüğü sağlanabilmesi, katma değer yaratılabilmesi için bölgede
çalışan 50.000 kişinin farklı konularda ve değişik niteliklerde meslek
sahibi olması gerekiyordu. Eleman arayan birçok müteşebbisten “ülkemizde
aslında işsizlik falan yok, sadece işsizler meslek sahibi değil” tespitini
duydum. Gerçi Ostim Yönetimi kurslar düzenleyerek, farklı projelerle
kısmen iş garantisi de vererek düzenlediği organizasyonlarla bölgenin
bu ihtiyacını gidermeye çalışmaktadır.
Ostim benzeri birçok birlik,
oda, meslek kuruluşu hatta şirketler mesleki eğitime ilişkin bir şeyler
yapıyorlar. Fakat Türkiye’de örgün eğitim sistemi içinde mesleki eğitim
ne durumda diye baktığımızda esas problemin buradan kaynaklandığını
görüyoruz. Milli Eğitim Bakanlığımız mesleki eğitim konusunda başarısızdır.
Üstelik ekonomik büyüme ve dış pazarlara entegrasyon işletmelerimizin
teknik personele ihtiyacını artırırken meslek liseleri gittikçe kan
kaybetmektedir. Avrupa Birliği, Milli Eğitim Bakanlığı’nda yürüttüğü
MEGEP (Mesleki Eğitimi Geliştirme Projesi) ile mesleki eğitimde sosyal
tarafların aktif olması için çalışmalar yürütmektedir. Ancak bu çalışmaların
da başarılı olduğu söylenemez.
Bu yazımda acaba korumaya muhtaç
çocuklarımız için mesleki eğitimle ilgili projeler geliştirilebilir
mi? Özürlü çocuklarımız için özür derecesine göre meslek edindirme
eğitimleri düzenlenebilir mi? Hapishanedeki vatandaşlarımıza mesleki
beceriler kazandırılabilir mi? Bazı dış ülkelerden gelen teknik eleman-ara
eleman taleplerini nasıl karşılarız da bu ülkelerde ekonomik ve sosyal
olarak kurumsal yapılar kurarız? gibi sorular sormayı ve fikirler
geliştirmeyi planlıyordum. Ancak hem yer kalmadı hem de öncelikleri
gözden kaçırmamak adına meslek liselerinin düzene sokulması ve sanayimize
eleman sağlayan kurumlar haline getirilmesi halinde bu yapılar üzerine
diğer projelerin de çok daha kolayca kurgulanabileceğini düşündüm.
Fakat mesleki eğitim kurumlarının idaresine ve eğitimine acilen diğer
sosyal ve meslek kuruluşlarının katılımı sağlanmalı, meslek liselerinin
çevresine Milli Eğitim Bakanlığı’nın ördüğü duvarlar aşılmalıdır.
Yoksa burada okuyan gençlerimiz bir türlü sanayi ile buluşamazlar.
Söze Çetin Altan’la başladık
yine Altan’ın “Koltuğun itibarı, meslek itibarının üstünde olduğunda…”
diye başlayan Türkiye’nin halini anlattığı bir makale başlığıyla bitirelim.
Yarım kalan bu cümlenin devamını herkes kendince tamamlayabilir. Sizce
de Türkiye’de makam sahipliği meslek sahipliğinden çok daha üstün
değil mi?
http://www.ostimgazetesi.com/article.asp?intArticleID=182&intEditorID=26
|