ÇETİN ALTAN
Politik sövüşmeler, sokakta
dövüşmeler, çağın dışına düşmeler
Türkiye'de evrensel kalitede bir meslek sahibi olmak yerine, iç politikada
bir makam sahibi olma sıtmasına tutulmuş kaç milyon insan yaşıyor;
bendeniz bilemiyorum. Bir bilenin bulunduğunu da hiç sanmıyorum.
Neden -ister seçilmiş, ister atanmış olsun- Hazine'den geçinmeli bir
makam sahibi olma tutkusu; mesleğinde evrensel bir kalite yaratma
ve onunla geçinme özenine ağır basıyor?
Bendeniz de eminim ki, yanıtları üniversitelerde dahi araştırılmış
sorular değil bunlar.
***
Politik bir kimliğe sahip olmak; evet ama nasıl?
Herhalde son 80 yılda resmi araba alımlarıyla bakımlarına kaç 100
milyar dolar harcanmış olduğuyla, aynı süreç içinde itfaiye teşkilatına
ne kadar yatırım yapılmış olduğunu kıyaslayarak değil.
***
Peki neden değil?
Böyle bir kıyaslamanın ortaya koyacağı, "kul yığınlarının tepesine
kurulmuş oligarşik bir ortaçağ tablosunda" eleştiri oklarının saplanacağı
hedeflerin ne gürültüler koparacağıyla, ne kadar oy getireceği bilinemediği
için.
***
Bazı iktidar siyasetçileri tersini söyleseler de; Türkiye'nin çalkantılı
bir yıla, hatta bir döneme girdiği; vazgeçtik günden güneyi, saatten
saate daha çok belirginleşiyor.
Cep telefonuyla çekilen bir fotoğrafın, saniyede dünyanın başka bir
tarafına gönderilebildiği bir çağ başlangıcında; 20'nci yüzyılın da
ıskalanmasına neden olmuş eski ezberler tekrarlanıp durduğu için,
belirginleşiyor.
***
Geçim sıkıntısı çeken öğretmenler, geceleri taksi şoförlüğü yapıyor
ve öğrenciler okullara bıçaklarla giderek, öğretmenleri dövüp bıçaklıyor.
Maçlarda, sokağa da taşan çatışmalar çıkıyor.
Gazetelerin manşetlerini donatan milyarlarca dolarlık yolsuzluklar,
soygunlar, dolandırıcılıklar...
***
Bütün bunlar Türkiye'de, kutsallaştırılmış tabu ve dogmalarla; "Türke
Türk propagandası yapmaya" göre tezgâhlanmış "resmi tarih" yakıştırmalarının
dışına çıkmaya kalkanları; ta öteden beri sürekli "hainlik"le suçlayıp
durmaktan tohumlandı biraz da...
***
Köylü ağırlıklı bir toplumun, üretim biçimleri değişmeden, çağdaşlaşamayacağını
yazanlar da suçlandı; küçük bir kıta olan Avrupa'nın okyanusları kullanmasıyla
ortaya çıkan köklü değişimlerin, salt İstanbul'un zaptıyla kıyaslanamayacak
kadar ayrı nitelikte olduğunu yazanlar da...
***
Ve şimdi politikacılar karşılıklı sövüşüyor; önüne gelen de sokaklarda
dövüşüyor; kimi kuyruklarda çile çekiyor, kimi de -bin bir sahtekârlıkla-
oradan buradan para çekiyor.
***
Türkiye, yaşadığı çağları anlamaya hiç özen göstermediği için, ıskalayıp
gitti çağları.
Evrensel kalitede bir meslek sahibi olmak yerine, Hazine'den geçinmeli
bir makam sahibi olmak; değişen çağ koşullarını görmeye karşı kör
etti hamasetçi gözleri.
***
Türkler için dünya, vatandan ibaretti; "onlar-biz" ayrımına takılı
gözlüklere göre de, "onlar" bizim düşmanımızdı.
Milyarlarca dolarlık silahla, milyarlarca dolarlık borç; kapalı kapılar
arkasında "onlar"dan alınsa da...
Ayrıca bu tür gerçekleri şeffaflaştırmaya kalkanlar da haindi.
***
Türkiye, çalkantılı bir yıla, belki de çalkantılı bir döneme giriyor.
"Kodum mu oturturum" inancıyla bir süre maskelense bile, kolay kolay
engellenecek bir çalkantı değil bu.
Çünkü küreselleşme süreci, durmadan vites büyütüyor.
***
İletişimle ulaşımın hızlanmasıyla, "büyük bir köye benzediği" ortaya
çıkan dünyanın; "büyük bir kente benzemesi" dönemine geçilmede...
Ve Başbakan Tayyip Bey'in de -Türk siyasetinde ilk kez- açıkladığı
gibi:
- Yılda 1 trilyon dolar silaha harcanırken, yoksulluk önlenemez.
***
Öyleyse dünyanın, "büyük bir köyden, büyük bir kente benzemesine"
nasıl geçilecek?
"Ulus-devlet" modelinin aşılması; şeffaflaşarak bilimselleşmiş ve
evrenselleşmiş bir ekonomiyle bütünleşilmesi, böylece gereksizleşecek
savunma harcamalarının da azaltılmasıyla...
***
21. yüzyıl, petrolün tahtından indiği; yoksulluğa neden olan yerel
saltanatların yıkıldığı; "dünya vatandaşlığı"na doğru atılan adımların
hızlandığı bir yüzyıl olacak?
Türkiye, bu kez de çağına uymamakta inat etse bile; çağ, Türkiye'yi
kendine mutlaka uyduracak...
***
Bizim gönlümüz, genç kuşakların yaşayacakları bambaşka yeni bir çağda,
çok da fazla fire vermemelerini diler.
Ola ki bir gün anımsarlar, çok eski zamanlardan beri bu topraklardan
da, bu tür dileklerin yükselmiş olduğunu.
http://www.milliyet.com.tr/2007/03/01/yazar/altan.html